16082018Başlıklar:
KARDEŞLİĞİMİZ'İN 14. YILI KUTLU OLSUN!Fırat Reis İçin Gıyabi Cenaze NamazıFırat ÇakıroluUYGUR KARDEŞLERİMİZ TÜRKİYE'YE GELSİN!MERSİN ÜLKÜ OCAKLARI İL BAŞKANI SN. HÜSNÜ DOĞAN'DAN 300 UYGUR TÜRKÜ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA!

SAKLANAN GERÇEKLER VE İLAYI KELİMETULLAH

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!”

[ Hac, 78 ]

Yüce kitabımızda açıkça belirtilmiştir; Türkler sonradan Müslüman olmamışlardır. “Allah sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi” denilerek Allah’ın kırbacı Türkler’in görevi açıklanmıştır. Yüce dinin peygamberini (haşa) vasıfsız, korkak ve ürkek gösteren günün hüküm sahipleri, Hz. Adem’i cennetten yaprak ile gelen ve elbisesiz, edep yerleri açık tasvir eden ve de bizim bunlara inandıranlar değil mi?!..
İlayı Kelimetullah’ı anlatmadan önce tüm bu yanlışları kafalardan silmek lazımdır ki ancak bu şekilde Allah kelamı berrak, sade ve dosdoğru anlaşılabilir…
Öncelikle Türk’leri tanımak için gereken bazı terim ve hedefleri açıklayalım;
Kızıl Elma: Özellikle Oğuz Türk’leri için Kızılelma, üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir. Bu kelime Türk Milleti için genel olarak Batı yönünde ilerlemek anlamı taşıdığı gibi, bireyler için de kendi hedef ve projelerinde kullandıkları “ulaşılmak istenen” ülkü anlamına gelmiştir.
İstanbul’un Fethi’nden sonra, Kızılelma’nın, Roma’da bulunan Saint-Pierre Kilisesinin mihrabındaki altın top olduğu ileri sürülmüştür. Zaten Fatih, İstanbul’un gönlünü fetihinden sonra, İstanbul’da odaklanmış pislik, şirk ve zulüm üreteçleri Roma’ya kaçmış ve dünyaya, kin ve nefreti buradan şırınga etmeye devam etmişlerdir. Fatih erkenden uçmağa varmamış olsaydı mutlaktır ki sıradaki hedef, Costantine’ye İstanbul demesi gibi; Roma’ya da Türkeli dedirtecekti…
Türk’lerin belirli bir tarihten sonra toplu halde Müslümanlığa geçtiklerini, öncesinde Şamanizm gibi hurafeler ve batıllarla dolu dinlere inandıklarını söyleyen yalancı tarih erbapları; korkularındandır ki kimi tarihi belgeleri görmezden gelirler. Örneğin; “Tanrı irade ettiği için tahta oturdum; dört yandaki milletleri nizama soktum” diyen Oğuz Kağan sadece bir isim olarak anlatılmaktadır. Derler ki; “Türklerin İslamiyete geçmeleri kolay oldu çünkü inandıkları Gök Tanrı dini İslamiyet ile benzer özelliklere sahipti.” Tiyatral bir komedi olarak oynanan bu senaryo gerektiğinden fazlaca komiktir. Gizlenen gerçeği ancak bu kadar örtebilmişlerdir ki güneş balçıkla sıvanmaz… Gök Tanrı inancı dediğimiz inanç sistemi hakkında yeteri kadar bilgilere sahip olmamaları (ki eminim yeteri kadar bilgiye de sahiptiler de görmezler, görmezden gelirler) onun bugünkü İslam ile birebir aynı olduğunu, Türklerin namaz kıldığını, oruç tuttuğunu, kurban kestiklerini ve hacca gittiklerini yok saymak için yeterli değildir. Türkler ilk atalarından beri Allah’ın dini İslamdırlar.
Türklerin İlk Atası; Hz. Nuh’tur… Kur’an’da, tufanın ardından  Hz. Nuh’un gemisinin Cudi Dağına yerleştiği bize bildiriliyor.

“Allah tarafından denildi ki: “Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes! Ve sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi dağı üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan uzak olun denildi.“ [ Hud, 44 ]

Cudi dağı Mezopotamya’ya ve Konya’ya çok yakındır. Zaten ilk yerleşmeler de bu bölgelere olmuştur. Yeri gelmişken söyleyelim gizlenen gerçeklerden biri de Türklerin öz yurtlarının sadece Orta Asya değil, Avrasya dediğimiz Avrupa ve Asya’nın kapsandığı topraklardır…
Hz Nuh’un oğulları; Sam, Ham ve Yafes’dir. Şimdi Hz. Nuh’tan Türk’e nasıl varmıştır görelim. Hz Nuh’un oğlu Sam’dan Asur ve Araplar; Ham’dan İsrail, Hint-Avrupa Milletleri; Yafes’ten Türk’ler türemiştir. Diğer ikisini geçip Yafes’in oğullarını inceleyelim…
Yafes’in oğulları; Gomer(Sümer), Yavan, Mogog(Gog-Mogog), Madai(Medler), Tiras, Tubal(Tuval), Meşeç’dir.. Sırasıyla Gomer’in oğulları; Togarmi, Rıfat(Dicle ve Fırat), Aşkenaz’dır… Burda Togarmi oğluna tekrar döneceğiz ki Togarmi’nin oğullarını saydığımızda gerçekler tüm açıklığıyla ortaya çıkacaktır. Yafes’in bir diğer oğlu Yuva’nın oğlu(Yafes’in Torunu)’nun ismi Tarşiş’dir. Bu isim Türkçe özellikler taşıması sebebiyle özel ilgimizi çekmiştir. Öz Türkçe kelime köklerini ve eklerini bünyesinde barındırıyor. Yafes’in bir diğer oğlu, Mogog(Gog-Mogog) da bir Türk devleti ismini akıllara getiriyor…
Biraz önce ismini verdiğimiz Yafes’in oğlu Gomer(Sümer)den olan torunu Togarmi’dir… Togarmi’nin oğullarını saydığımızda ne demek istediğimiz açıkca ortaya çıkacaktır… Togarmi’nin oğulları sırasıyla şöyle; Uygur, Tiras, Avar, Hun, Barsil, Zarna(Tarniyaklı), Kozar(Hazar), Sanar, Bulgar, Sabir’dir…
Bu isimleri duyduktan sonra soy ağacını, kendinize dahi getirebilirsiniz artık.
Sümer, Gog, Mogog, Gur, Guz, Oğuz, Macar…
Sonuç olarak Türklerin ilk atalarından beri Müslüman olduklarını ortaya koymuş oluyoruz. Ne vahimdir ki peygamber torunu olan bu milletin inançlarını yalancı tarihçiler değiştirmiş ve “Siz önceleri Müslüman değildiniz” denildiğinde buna inanır hale getirilmişlerdir…
Yaptığımız bu tespit ve gerçekleri ortaya koyma işinden sonra Oğuz Kağan’ın dediği gibi
“Titre! Kendine Dön!..” Kendine döndükten sonra ise de İslamdan önce İslamdan sonra gibi cümleler dahi kullanmamak lazımdır. İslam ilk insandan son insana kadar vardır… Öncesi sonrası yoktur… İslam’dan önce Türk tarihi, İslam’dan sonra Türk tarihi gibi bir ayrıma da gidilemez…
Türkçü Cephe’nin davası olan ve kendine dönen Türk evlatlarından oluşan bu ülkü erleri, İlayı Kelimetullah’ı dünya hayatları bitmeden gerçekleşeceğine iman etmiş ve bunun için çalışmaktadırlar. Bu bir bilim kurgu veya hayal değil gerçekleşecek olan ve de bizzat Allah tarafından vaat edilen bir mutluluktur.


Önce Türk’ü anlattıktan ve nereden geldiğini, tüm hayatımız boyunca hatta devlet hayatları boyunca söylenen, ilk okullarda, liselerde ve de üniversitelerde beyinlerimize kazınmak istenen tüm yalanları ortaya koyduktan sonra ilayı kelimetullah nedir açıklayabiliriz.

İlayı Kelimetullah Nedir?…

İ’lay-ı Kelimetullah, İ’lah-ı Kelimetullah, İlayı Kelimetullah, İlayi Kelimetullah şekillerinde söylenen; Türkçe’de İlayı Kelimetullah denilen kavramın kelime anlamı; Allah’ın Kelimesidir… Allah ismini duyurmak, zikretmek ve bu şekilde yüceltmek anlamına gelir. Allah adını inkar edenle Allah yolunca savaşmak anlamını özünde taşır. Bu kavramın içeriğini anlamak için kelime anlamında ötesine, içerdiği ülküyü görmek gerekir. Bu ülkü Türkler tarafından gerçekleştirilmek üzere, yine Türkler tarafından ortaya konmuştur.
İslam dini herhangi bir millete değil, tüm dünyaya gelmiştir. Bunun farkında olan Türkler, İslamı yaymak ve gönüllere nakşetmek amacı ile İlayı Kelimetullah projesinin işçileri olmuşlardır. Bu cihat(savaş) insanlara zorla İslam dinini kabul ettirmek için değil, aksine onlara fikir ve vicdan hürriyeti vererek doğru yolu bulma imkanını elde etmeleri için yapılır. İslam dini, hiçbir kimseyi kendisine inanmaya zorlamaz. Ancak, insanlığa, İslam’ın yolunu tıkayanları etkisiz hale getirerek insanlara yardımcı olur. Tarihten Türk adını silmeye   çalışanlar ise Hz. Muhammed(sav)’in tüm dünyaya gönderdiği elçilerinin, o atlar üzerinde kilometrelerce mesafeleri gönüllü olarak geçen, kurak topraklara ve vahşi atlara alışkın olan Türkler olduğunu saklamaktadırlar.

“Fitne ve fesat çoğalıp ta kan gövdeyi götürdüğünde Allah bu ümmete mevaliden bir ordu gönderecektir; onlar ata binmede Araplar’dan çok daha üstün ve silah kullanmada onlardan daha çok mahirdirler. İşte Allah (c.c.) bu dini onlarla yeniden bir kere daha güçlendirecektir.”  [ Hz. Muhammed (s.a.v.) ]

Burada şunu özellikle söylemek gerekir ki; İslam dini savaşı, zulmü emretmez. Burada yapılması gereken ilk şey; İslam toplumunun oluşmasına engel olan ve buna karşı mücadele edenlerle savaşmaktır. Bu zamana kadarki savaş, bilim ve teknik ile olacaktır. Zaten bilim ve teknik Müslümanın yitik malı iken bunun aksini söylemek imkansızdır. Dünya üzerinde ekonomik, askeri vb. olarak İlayı Kelimetullah’ın tersine çalışan, buna gizli veya açıktan düşmanlık eden herhangi bir kuruluş, kişi varsa bununla ilk mücadeleyi vermek gerekir…

“Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tam anlamıyla Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.”  [ Bakara, 193 ]

İlayı Kelimetullah mücadelesinden bahsetmeyen, adeta uyuşuk beyinler oluşturmak isteyen bazıları da, “sen namazını kıl, gerisine karışma” şeklinde Müslümanı öz benliğinden uzaklaştıracak ve sabretmeyi beklemek zanneden; sabretmenin mücadele etmek olduğunu bilmeyen kişiler ortaya çıkarmak çabasındadırlar. Müslüman tüm ibadetlerini yaparken; namazını kılar ve orucunu tutarken, Allah’ın bizim için en sevdiği ibadet olan İlayı Kelimetullah için de mücadele eder…

“İman edenlerden özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler birbirine eşit değildir. Allah, mal ve canlarıyla cihad edenleri, mertebe yönüyle oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vaad etmiştir, ama Allah cihad edenleri, oturanlara; büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır.” [ Nisa, 95-96 ]

Derler ki; bir insan namaz için camiye doğru yürürken yolda başına bir iş gelse ve oracıkta ölse, o gitmeye çalıştığı namaz onun hesabına kılındı olarak işlenir… Öyleyse bizler bu koskoca İlayı Kelimetullah ülküsü’nün heybeti ile kendimizden geçmeyelim, başarısızlık ve kaybetmek Allah’tan yana olanlar için değildir. Bunca zaman “kanımız aksa da zafer İslamındır” dedik… Şimdi ise şunun farkındayız ki “Kanımız aksa da akmasa da zafer İslamındır…

Bizim bu kutsal mücadele için ne kadar süre mücadele edeceğimizi tahmin edemeyiz ama en başta da dediğim gibi, bizler ömrümüz sona ermeden bu Kızıl Elma’ya ulaşacağımızı biliyor ve iman ediyoruz… Çünkü tüm bu koşuşturma, günlük hayatın içine bir bir işlediğimiz İlayı Kelimetullah davası için büyük bir yardımcımız var… Bir yardımcı yeter… Allah var!..

Türkçüler olarak yukarıda saydığım ve bize bugüne kadar gerçekmiş gibi iletilen, bazı yalanlara kanmışlar, aldanmışlar olabilir. Bazısı da tam tersine bu işlerin Arap milliyetçiliği ile örtüştüğünü sanabilirler. Kurt ile insanın çiftleştiği ve kendisinin de buradan geldiğine inanlar, Türklerin dört dağ arasında kaldıktan sonra neredeyse yok olacağına inanlar olabilir. Türk İslam Ülküsü denildiğinde, Türk olsun da dinsiz olsun ne fark eder önemli olan ırktır diyenler olabilir… Tüm bunlara cevap olarak şunu söyleyebiliriz; İslamiyet tüm milletleri kapsar fakat Türklük sadece İslamiyeti kabul eder. İslamiyet dışında farklı bir inanç, Türk’ün vücuduna uymaz, hata verir, yara bere olur… Bu yüzden acele Türk Birliği kurulmalı ve Turan içindeki tüm soydaşlarımıza İlayı Kelimetullah’ın dedesinin emaneti olduğunu anlatmalı…

Sonuç olarak Türk’ün ödevi açıkça ortaya çıkmış bulunuyor; Türk devletlerinin başına geçmiş tüm Başbuğlar bu hedef için alt yapıyı oluşturdular, kimisi İlayı Kelimetullah’a çok yaklaştı kimisi de gerçekleştirecek askerler yetiştirdi… İlayı Kelimetullah tüm dünya yüreklerine Allah adını nakşetme ülküsüdür. Dev betonlara Bilge Kağan “Ben Tanrının dünyadaki askeriyim” diye yazarken, Çin sarayını basarken Kürşad’ın aklındaki, gemiler karadan ilerlerken Fatih’in aklındaki, Nutuk’u kelime kelime arkadaşlarına okurken Mustafa Kemalin aklındaki hep buydu… Başbuğ Alparslan Türkeş’in bir siyasi liderin de ötesinde Başbuğ oluşunun sırrı bu idi…

İlayı Kelimetullah… Saklanan gerçekler ve Türk İslam Ülküsü buydu… Şimdi bundan sen de haberdarsın… Allah’ın en sevdiği ibadeti yerine getirirken bu işin çok güç olduğunu düşünmeye gerek bile yok…
Çünkü bir yardım eden var… Allah var!…

Tolga Eke, 11.08.2008 – 04.15 | Türkçü Cephe
www.turkcucephe.org

Paylaş

Benzer İçerik

"SAKLANAN GERÇEKLER VE İLAYI KELİMETULLAH" için 1 Yorum

Yorum Gönder

Gönder

*

code