22052018Başlıklar:
KARDEŞLİĞİMİZ'İN 14. YILI KUTLU OLSUN!Fırat Reis İçin Gıyabi Cenaze NamazıFırat ÇakıroluUYGUR KARDEŞLERİMİZ TÜRKİYE'YE GELSİN!MERSİN ÜLKÜ OCAKLARI İL BAŞKANI SN. HÜSNÜ DOĞAN'DAN 300 UYGUR TÜRKÜ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA!

Türkçü Kimdir

“türkçülerin ne kadar mal, kafasız, aşağılık, zalim vs. oldukları yeterince işlenmiş. ben de bir türkçü olarak özeleştiri yapayım, bir türkçünün gözünden türkçü kimdir?

artık ayetleri birebir çevirileriyle aklımda tutamıyorum, ama kuran’da şöyle bir ayet vardı: “biz size hikayelerle anlatacağız ki anlayasınız.” hakikaten öyle, insan en iyi hikayelerle anlatılan şeyi kavrıyor. ben de hikayeleştireyim, kimseyi incitmemek adına, kendimi prototip olarak seçerek.

arpad milliyetçi bir ailede doğmuştur. haydi arpad biraz şanslı olsun, ailesi onu zorla milliyetçi yapmasın. zorla olmasa da, anne baba sevgisi dolayısıyla arpad’ın milliyetçiliğe ilgi duyması kaçınılmazdır. arpad önceleri klasik sayılabilecek milliyetçi/türkçü eserler okusun, en yaygın milliyetçi anlayış türk-islam anlayışı olduğu için, en çok onun etkisinde kalsın. ama ilk defa hüseyin nihal atsız eserleriyle düşünce dünyası yoğrulduğu için, her zaman “sahabiler”den çok “kür şad’ın kırk çerisi” bahsi açıldığında gözleri ışıldasın.

bir zaman sonra arpad, eğer hakikaten şanslı bir çocuksa (buradaki şansın tanımı çok uzun olacaktır, geçiyorum), sorgulamalar yaşayacaktır. buraya kadar kendi üzerimden gittim, yine öyle yapayım, gidilen yol farklı olsa da, ulaşılacak yer aynı olacak çünkü. bu sorgulamalar ardından arpad’ın ilk tutacağı yol, din, bilim ve bir de o duygu yoluyla bağlandığı ideolojiyi çocukça ya da acemice de olsa tevhid etmeye çalışmak olacaktır. biraz büyüdükçe, acemiliği ortadan kalkacak, daya dişe dokunur yöntemler ve çıkarımlarla “uyuşmayan” noktaları uyuşturmaya çalışacaktır. (kanımca türk-islamcılar hala bu safhada) burada arpad’ın en büyük şansı, içinde herşeye rağmen vicdan ve mantık taşımasıdır, bu yönüyle yaptığı bu hareket “yanlış” ise de, kötü değildir. arpad’ın hatası, önce inanıp, ardından kanıt bulmaya çalışmaktır. bunu yaparken sağdan sola savrulur, temel yönelim aynı kalmakla birlikte, bazen daha islamcı, bazen daha faşist, bazen daha türkçü, bazen daha devletçi, bazen daha halkçı vs. olur. ardından, bahsettiğim hatası kafasına dank edince, arpad bunalıma girer. yıllardır okuyarak, araştırarak bir çok (gerçi bilginin denizinde bir damla kadar bile yer tutmuyor, ancak yaşına göre biraz çok) bilgiyi derlemiştir; ancak o “bilgi”ye yaklaşımı ondan kâr etmeye kalkan zanaatkar gibidir; onu işleyip, özünü bulup özünün kıymetinin hakkını teslim ederek hakikati ortaya çıkaran “sanatçı”nın yaklaşımı değil. ardından arpad, yeniden başlar. sorması gereken soruları (tabii her ne kadar bağımsız davranmaya çalışıyorsa da, yine de kimliğini oluşturan aile yaşantısı, okuduğu romanlar, karakteri gibi etkenlerden tamamen sıyrılamamıştır. zira enigmadan bağımsız paradigma olmaz, enigmanın kaynağı da bu bahsettiğimiz sebeplerdir.) sormaya ilk defa cesaret eder.

ilk sorusu: milliyetçi olmalı mıyım? buna, (burada nedenlerini yazmak gereksiz zira arpad zaten bir çok yerde kendince bulduğu cevapları ve nedenlerini yazıyor; zaten derdi burada bir nefs muhasebesi yapmak, propaganda değil.) evet der. ardından, elzem olan ikinci soru gelir:

insanlar milliyetçi olmalı mı? (bu sorunun önemi, nedenleri vs. bunları da geçiyorum. bundan sonraki sorular için de bu böyle olacak.) buna da evet dedikten sonra arpad, ağır bir yük altındadır. zira toplumcu olmak gerektiğini keşfetmiştir; çocukluğundan itibaren okuduğu, dinlediği, izlediği herşey de, arpad çoğu zaman farketmese de, ona iki şey aşılamıştır: toplumcu öfke ve toplumcu vicdan*. bu yönüyle arpad, “dünya kötü bir yer, daha iyi bir yer haline getirilmeli; ve ben öldüğümde ‘elimden şu gelebilirdi ama yapmadım, bu evrime katkıda bulunmadım’ dememeliyim” fikrini edinir. bundan sonrası uzun hikaye, arpad yarın dünyayı kurtaracakmışçasına büyük bir heves ve inançla “çalışmaya” başlar, okumaya, biriktirmeye, okuduğu, biriktirdiği ve örgüleştirdiği kadarını yaymaya başlar. bu son duruma göre arpad, felsefede, biyolojide, fizikte, tarihte, sosyolojide, sanatta vs. birer sütunun üzerine oturtulmuş, ve marksizm, liberalizm, vs. gibi “kaynaklık” edebilecek bir çapa ulaşmış, felsefenin, biyolojinin, sosyolojinin vs. yanlışlanabilir iddiaları ve ispatlanabilir gerçekleri üzerine kurulmuş olmakla birlikte, onları etkileyebilir bir değere ulaşmış bir türkçülük anlayışına ermek zorundadır, “ben milliyetçi olmalı mıyım?” ve “insanlar milliyetçi olmalı mı?” ve “türkçülük sadece türkleri değil, bütün dünyayı daha iyi bir noktaya taşıyacak mı, ve bütün dünyaya hitap edecek mi” sorularına bir nedenle “evet” cevabı verdiği için.

işte burada, arpad’ın en büyük acısı çıkıyor, türkçü’nün arpad gözünden tarifine buradan başlıyoruz:

arpad, az çok oturmuş, oturmaya devam etse de bir takım temel sorularına cevap verebilen bir türkçü anlayışa sahiptir. ama şöyle bir dönüp geriye baktığında arpad şunu görür:

(ilk aklıma gelen örnekleri vereceğim, uzar da gider yoksa)

sosyolojide etkilendiği, emile durkheim ve gustave le bon…
iktisatta etkilendiği, marksist görüş ve yanında keynes…
tarih okuma metodu konusunda etkilendiği, jean paul-roux…
psikolojide jung…
positif bilimlerde adları listelere sığmaz bilim insanları. çoğu yabancı.

yani arpad, türkçülüğü kendince kurgularken, türk olmayan adamlardan (bundan gocunmakla alakası yok, açıklayacağım) faydalanmıştır. onlara muhtaçtır. bundan daha acı verici bir şey olamaz bir fikrin inananı için. 40lar ve 50lerdeki velud kısa bir dönem hariç, koca cumhuriyet tarihinde arpad’a ışık tutabilecek görüşler sunan türk bilim ve felsefe insanı bir avuç kadardır. arpad, hala babasının okuduğu kitapları okumaktadır türkçü kitaplar olarak; bu evrim asla yeterli birikim ve hıza ulaşamamıştır. (bkz: ülkücü hareketin önünü tıkayan zihniyet/@arpad)

yani, arpad’ı bir “tip” olarak ele aldığımızda, bir türkçü gözünden türkçü, türkçülerin ve türklerin dünya kültürüne katkıda bulunmakta bir kaç yüzyıldır bayağı geri kaldığını gören, bundan acı duyan; ama bu duyduğu acıyla yanan yüreğini “gelecekte atıflar prof.dr. tonyukuk kurtsoylu’ya, doc.dr. göktürk börüşad’a yapılacak” hayaline hem kendisi, hem ülküdaşları, hem milleti ulaşsın diye bileyen; geri kaldığını görüp, aşması gereken koca çölün ihtişamıyla yüreğinin korkmaması için şiirlere ve efsanelere sığınan, bir tek orijinal şey söyleyeyim, küçük de olsa evrime katkı yapayım, dünyanın daha güzel bir yer olması için verilen kavgada en ufak pay dahi olsa bir payım olsun diye didinen insandır.

bu vicdan muhasebesini, kısa zamandır tanışıyor olsak da, uzun zamandır kardeşmişiz hissi yaşadığım bir kardeşim*le sohbet ederken yaşadım. sözlüğe yazmak aklımda yoktu, ama biliyorum, benim yaşadığımı belki benden daha yoğun, belki daha hafif, ama öz olarak aynı mahiyette yaşayan türkçüler var. ve o insanlar kendisine “türkçü” diyenlerin arasında da, diğer görüşlerin arasında da yalnız. onlara “yalnız değilsiniz” demek istedim, hepsi bu.

türkçü, ayakları yere basan hayaller kuran ülkü insanıdır.”

M. Bahadırhan Dinçaslan

Kaynak: http://tonyukuk666.blogspot.com/2012/02/turkcu-kimdir.html

Türkçü Cephe teşkilatından not:
Bu yazı Bahadırhan kandaşımızın haberi olmaksızın ötürbağımızda, altına imzalarımızı birer birer atarak yayınlanmaktadır.

Paylaş

Benzer İçerik

Yorum Gönder

Gönder

*

code